Benim gibi Avrupa Yakası’nda ikamet edenler, Anadolu Yakası’nda zaman geçirmeyi fazla sevmezler. Ama konu Bağdat Caddesi olunca akan sular duruyor.

İstanbul Anadolu Yakası’nın en popüler ve nezih bölgesi olan Bağdat Caddesi’nde 1994 yılından beri hizmet veren, semtin en eski kafelerinden Cafe Cadde’nin aradan geçen uzun yıllara rağmen popülerliğini her daim sürdürdüğü bir gerçek. Cafe Cadde, lezzetli yemekleri, uzun zamandır değişmeyen servis ekibi ve burayı kendi misafirlerini ağırladıkları bir mekan olarak gören sahipleriyle, her zaman revaçta olmayı sürdürüyor. ‘Mutfakta yemek pişiriyoruz, misafirlerimize keyif servis ediyoruz’ düşüncesi ile hareket ederek  eğitilen servis ekibinin daimi daha iyiyi sunmanın peşinde olduğunu düşünüyorum. Eleman değişiklikleri çok hızlı olan yiyecek sektöründe elemanların bazılarının 10 senenin üzerinde Cafe Cadde için çalışıyor olması, başarısının ardında yatan önemli sebeplerden biri. 1994 yılında Sultan ve Turan Turanlı’nın küçük bir kafe olarak işletmeye başladıkları mekan, her gittiğimde dikkat ettiğim kadarıyla çok farklı yaş gruplarına hitap ediyor. Gençlerle, orta yaşlı bir gruba ya da bebekli annelerle genç aşıklara yan yana masalarda rastlamak mümkün. Yemekler de en az mekan kadar güzel. 15 senedir devam eden ve pazar günleri bir Cafe Cadde klasiği haline gelmiş özel açık büfe kahvaltı civarın belki de en iyisi.


KENDİN PİŞİR KENDİN YE KEYF
İ

Yaklaşık 3 sene önce Cafe Cadde’nin üst katında açılan ve aynı zamanda Astoria Alışveriş Merkezi’nde rastladığım Et’n More’un et ve mangal severler için keyifli bir alternatif olduğunu düşünüyorum. 400 derecelik özel fırında ısıtılmış volkanik taş üzerinde sağlıklı ve bir o kadar da eğlenceli mangal keyfini sürerken etlerinizi kendi ellerinizle istediğiniz kıvamda pişiriyorsunuz. Taşın altında bir ısı kaynağı bulunmuyor bire bir taşın kendi sıcaklığı ile pişiriliyor; çünkü bu özl taşın ısıyı tutma kapasitesi oldukça yüksek. En önemlisi de bu taş sadece yurtdışından temin ediliyor ve mekan yetkilileri bu taşın granit ile karıştırılmamasını özellikle vurguluyorlar. Mekanda mangal yapılmasına rağmen ortamda ne bir duman ne de bir et kokusu hissediyorsunuz. Bunun nedeni ise mangalın konulduğu yerin üstünde yer alan davlumbaz şeklindeki havalandırmalar. Volkanik taşlar üzerinde et pişirmenin dışında sebze de yapılabiliyor. Et’n More’da uygulanan bu mangal keyfi dünyada Almanya, Fransa gibi Orta Avrupa ülkelerinde görülüyormuş.

DİĞER KLASİKLER

Bağdat Caddesi’nde son yıllarda birçok mekan açıldığı gibi krizden etkilenip kapanan çok mekan da oldu. Ama bu kriz ortamında kendine müdavim yaratmış ve belli bir müşteri kitlesi oturtan mekanlar da ayakta kalmayı başardılar. Bunlar arasında Saloon, Suadiye Cafe ve Bistro 33 başta geliyor bence. Erenköy’de sokak arasında yer almasına rağmen Bistro 33, Bağdat Caddesi’nin gündüz ve gece yaşantısının tüm ihtiyaçlarına cevap veren bir restoran-kafe-bar konseptinde hizmet veriyor. Dekorasyonu ve çalan müzikleriyle de kalitesine kalite kattığını düşünüyorum.

Suadiye’deki Saloon restoran-kafe-bar ise ağırlıklı İtalyan mutfağından oluşan bir mönüye sahip. Dünya mutfağının lezzetlerini Türk damak tadına uyarlayan ve doğaya özgü tatların korunduğu Saloon’un bir özelliği de makarnaların günlük olarak kendi mutfaklarında hazırlanması. Tatlılar, ekmekler, İtalya’dan getirtilen odun fırınında pişen pizzalar ise cabası… Yine Saloon’nun da dekorasyonu oldukça ilgili çekici ve kendine özgü. Masalarda kullanılan ahşabın kalitesi mekana ayrı bir kalite katıyor.

İstanbul’un en güzel sahillerinden birinde yer alan Suadiye Cafe ise müstakil ve iki katlı bir villadan oluşuyor. Ana binanın iki cephesi de iki geniş bahçeye sahip. Bu, yaz ayları için mekanı cazibe merkezi haline getiriyor. Suadiye Cafe’nin lezzetli yemeklerinin dışında pazar günü gerçekleşen brunch’ları da bir klasik haline  dönüştü artık…

Kaynak : Akşam Gazetesi – Tayfun Topal